Anasayfa » İlahiyat İlimleri Araştırma Merkezi » Hadis » Hurafeler Karşısında Hz. Muhammed (sav) – Prof. Dr. İbrahim SARIÇAM
Hurafeler Karşısında Hz. Muhammed (sav) – Prof. Dr. İbrahim SARIÇAM

Hurafeler Karşısında Hz. Muhammed (sav) – Prof. Dr. İbrahim SARIÇAM

 

Prof. Dr. İbrahim SARIÇAM

                                                        Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Hurafeler, mantıksal temeli ve gerçek hayatla ilgisi bulunmayan yanlış inanç ve uygulamalardır. Din dışı alanlarda görülmekle birlikte dini konularda daha yaygındırlar. Irk ve din ayrımı gözetmeksizin çeşitli toplumlarda mevcutturlar. Din bazında ele alınacak olursa, tarihte ve günümüzde Yahudiler ve Hıristiyanlar da olduğu gibi Müslümanlar arasında da görülmektedir. Önceki dinlere ait kültürlerden bazı unsurların Müslümanlar arasına taşınması ve bilgisizlik gibi nedenler, ulûhiyet, gayb, uğur-uğursuzluk ve ölülerden yardım beklemek gibi belli başlı hurafelerin ortaya çıkmasına ve uygulanmasına yol açmıştır. (1)

Batıl inançlar ve hurafeler,  çağımızın olumsuz anlamda gelişme gösteren değerlerinden biridir. Oysa ilk bakışta, pozitif bilimlerin baş döndürücü bir şekilde ilerleme kaydettiği, sosyal bilimlerin geliştiği, bilimsel araştırmaların hayatın her alanında nüfuz ettiği günümüzde hurafelere ilginin azalması gerektiği düşünülür. Ne var ki, satanist hareketler, medyumluk ve fal başta olmak üzere çeşitli amaçlarla çaput bağlamak, mum yakmak, kurşun veya mum dökmek, yanlış kurban adamak, çeşitli nesneleri uğursuz saymak gibi sayısız hurafelerin ve halk inançlarının coğrafi sınır ve kültürel seviye farkı bile tanımaksızın zamanımızda ilgi gördüğü ve insanları etkilediği görülmektedir. Hatta bunlardan bir kısmının birer meslek haline geldiği ve bu alanlarda modern iletişim araçlarının da kullanıldığı müşahede edilmektir. Bu tür uygulamalara, başta inanç boşluğu ve sağlıklı din anlayışından yoksunluk olmak üzere, bilgisizlik, dini temel kaynaklarından öğrenmeme, esrarengize ve bilinmeye karşı duyulan merak, manevi duyguları tatmin etme arzusu, ekonomik ve sosyal sorunlar gibi çeşitli faktörler sebep olmaktadır.

Bu noktada, diğer alanlardaki faaliyetlerinde olduğu gibi, Hz. Peygamber’in hurafeler karşısındaki tutumunun da günümüzde değerini ve önemini koruduğu ortaya çıkmaktadır. Hz. Peygamber bu açıdan da insanlara örnekliğini göstermiştir. Hz. Peygamberin hurafelere karşı genel tutumu ve onun bu konudaki davranışlarından çıkarılabilecek ana fikir önemlidir. Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde, insanın kaderini değiştirme iddiasını taşıyan, Allah’tan başka varlıklardan yardım alma gayesi güden, insanları sağlam bilgi kaynaklarından ve sebeplere başvurmaktan alıkoyan her türlü hurafe, batıl inanç ve uygulamalar açık ve kesin bir şekilde reddedilmiş ve yasaklanmıştır.

Hz. Peygamber’in hemen tüm faaliyetlerinde hurafelerle mücadele ettiği görülmektedir. Sözgelimi kehaneti ve kâhinlerin eylemlerini kesinlikle hoş görmemiş, çeşitli tekniklerle gelecekten ve bilinmeyenden haber verme, gizli kişilik özelliklerini ortaya çıkarma sanatı olan ve hemen bütün milletlerde batıl inanç ya da folklor olarak varlığı görülen falcılığı yasaklamıştır. Araplar arasında son derece yaygın olan falcılık, Cahiliye döneminde Arap toplumunda görülen ve kuşların adları, sesleri ve uçuşlarından uğursuz anlamlar çıkarma, kuşların uçuş tarzını inceleyerek yorumlar yapma veya çakıl taşı, nohut, bakla gibi maddelerle fal tutma gibi bütün fal çeşitleri Hz. Peygamberin yasakladığı hususların kapsamına girmektedir. (2)

Hz. Peygamber, İslam’da uğursuzluk telakkisinin bulanmadığını, uğursuzluğa inanmanın kişiyi şirke götürülebileceğini haber vermiştir. Kuşun ötmesinin ve uçmasının uğursuzluk sayılmayacağını belirterek, ilginç görünen nesne ve olayların iyiye yorulmasını tavsiye etmiştir. (3) Büyü yapmanın ve muska taşımanın tevhid inancını zedeleyebileceğini bildirmiştir. (4)

İslam öncesi Araplar, bir yıldızın kaymasını veya düşmesini, o beldede bir büyüğün doğmasına, yahut ölmesine, veyahut da bir felaketin geleceğine işaret sayarlardı. (5) Hz. Peygamber bu tür inançların batıl olduğunu bildirmiştir. Bu konudaki görüşünü açıkladığı bir olay şöyle gelişmiştir: Bir gece vakti Hz. Peygamber sahabilerle birlikte otururken bir yıldız kayar ve ortalığı aydınlatır. Bunun üzerine cahiliye döneminde böyle bir durumda ne dediklerini yanındakilere sorar. Onlar da ‘Bu gece büyük bir adam doğdu; büyük bir adam öldü derdik’ cevabını verirler. Bunun üzerine Hz. Peygamber ‘Yıldız ne bir kimsenin ölümü için kayar, ne de dünyaya geldiği için’ buyurur. (6)

İslam’ın doğduğu sırada cincilik, düğüm atmak, üflemek, fal okları ve yıldıza bakmak gibi usullerle uygun bir şekilde putperestlikle birlikte uygulanmaktaydı. İslam buna şiddetle karşı çıkmıştır.(7) Sihir-Büyü yapılmasını Hz. Peygamber büyük günahlar arasında saymış, (8) hatta bir sözünde Allah’a şirk koşmanın hemen ardından bunu zikretmiştir. (9) Sihir yapanın imanının zayi olacağını bildirmiştir. Bunun yanında büyü yapan için cezalar öngörmüştür. (10)

Hz. Peygamber’in 9. ve 10. hicri yıllarda yoğun bir şekilde Medine’ye gelen heyetlerle yaptığı yoğun görüşmeler, İslam’ı tanıtma ve yayma bakımından olduğu kadar batıl inançlar ve hurafelerle mücadele açısından da önem arz eder. Peygamberimiz kabilelerin öteden beri sahip oldukları batıl inançları ve bunlarla ilgili uygulamaları ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Esed kabilesi heyeti kuşları azarlamak, onların isimlerinden, seslerinden ve geçişlerinden anlamlar çıkarmak (ıyafet), taşları işaretleyip avuçlarında sallayarak birtakım anlamlar çıkarmak ve kehanet gibi uygulamaların hükmünü sorduklarında Hz. Peygamber bütün bunları yasaklamıştır. (11)

Hz. Peygamber, ay ve güneş tutulması hakkında, eski çağlardan beri kehanete dayalı yorumların yanlış olduğunu bildirmiştir. Nitekim oğlu İbrahim’in vefat ettiği gün güneş tutulmuş, bu olayın İbrahim’in ölümünden dolayı gerçekleştiği şekilde yorumlayanlar olmuştur. Fakat Hz. Peygamber “Bir kimsenin ölümü ve doğumu sebebiyle güneş ve ay tutulmaz. Siz bu gibi olayları gördüğünüz zaman namaz kılın ve Allah’a niyazda bulunun” tavsiyesinde bulunmuştur. Güneş tutulması esnasında Mescid’e çıkarak dört (bazı rivayetlerde iki)rekat namaz kılmıştır. (12) Tamamen insanların gücü ve iradesi dışında meydana gelen güneş ve ay tutulması esnasında Hz. Peygamber’in ibadet etmesi, onun, kâinattaki düzeni yaratan Yüce Allah’ın gücünü takdir ve takdise yönelik bir davranışı olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde okumaya, bilgiye, akla, düşünceye, araştırmaya son derece önem verildiği malumdur. Hz. Peygamber hayatında ve faaliyetlerinde batıl inanışlara ve hurafelere göre değil, bilakis daima inanç, azim, sebat, sabır, çalışma, sebeplere bağlanma ve danışarak hareket etme gibi esaslara riayet etmiş, faaliyetlerini somut adımlar atarak gerçekleştirmiştir. Batıl inanışların ve hurafelerin inanç boşluğuna, dini hayatın zayıflamasına, bunların dini bir görevmiş gibi telakki edilmesine, dolayısıyla dinin tahrifine, hayalciliğe, gerçeklerden, bilimsel davranışlardan ve aklı kullanmaktan uzaklaşmaya, ekonomik ve duygusal açıdan insanların sömürülmesine, bazı insanların haksız kazanç sağlamasına, onların iyi niyetinin kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilmesine, din istismarına, kişilerin geleceği ve gaybı öğrenme hususundaki zaaflarının kötüye kullanılmasına, ahlakî çöküntüye ve ruh sağlığının bozulmasına yol açtığı veya açılabileceği gerçektir. Bu tür asılsız şeylere rağbeti önlemek için her şeyden evvel dinin temel kaynaklarından, ehil kimselerden tatmin edici bir şekilde öğrenilmesi ve öğretilmesi gerekmektedir. Eğitim kurumlarının yanı sıra, iletişim araçlarına da bu hususta büyük görevler düşmektedir. Aksi takdirde bu alandaki boşluk, ehli olmayan kişiler tarafından doldurulacak ve hurafeler daha da yaygınlaşacaktır.

Kaynakça

  1. Ali Murat Yel-Yusuf Şevki Yavuz, “Hurafe”,
  2. İlyas Çelebi, “Fal”, DİA,XII, 138-139
  3. Buharî, Sahih, İstanbul 1981, VII, 17; Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, İstanbul ts., I, 382.
  4. İbn Hanbel, I, 381; Ebu Davud, Sünen, İstanbul 1981, IV, 212-213
  5. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul ts.,VII, 4569; Ali Çelik, V, 334 vd.
  6. Müslim,II, 1750-1751.
  7. Büyünün mahiyeti, çeşitleri ve çeşitli kültürlerdeki durumu hakkında özet bilgi için bk. Hikmet Tanyu,  ‘Büyü’, DİA, VI,501-506.
  8. Buhari,VII,34; Nesai, Sünen, İstanbul 1981, VII, 111.
  9. Buhari, VII, 29,34
  10. İbn Hanbel, I, 190-191; Tirmizi, Sünen, İstanbul. 1981, IV,60.
  11. İbn Seyyidinnas, Uyunu’l- Eser fi Fünûni’l-Meğâzi ve’s-Siyer, tah. Muhammed el-İd el-Hatravi, ve arkadaşı,Beyrut 1992, II, 333-334. DİA,XVIII,381-384
  12. Buhari,II,23-31; Müslim,I, 618-630; Nesai, Sünen, İstanbul 1981, III, 124- 154; İbn Mâce, I,400-402; Mehmet Apaydın, Resulullah’ın Günlüğü, İstanbul 1995, s. 95-98.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

9 − five =

*