Anasayfa » İlahiyat İlimleri Araştırma Merkezi » Tefsir » Kur’ân’ın İlk Müfessiri: Hz. Peygamber – Doç. Dr. Celil KİRAZ
Kur’ân’ın İlk Müfessiri: Hz. Peygamber – Doç. Dr. Celil KİRAZ

Kur’ân’ın İlk Müfessiri: Hz. Peygamber – Doç. Dr. Celil KİRAZ

Doç. Dr. Celil KİRAZ

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir ABD. Öğretim Üyesi

Kur’ân-ı Kerîm inmeye başladıktan sonra, Hz. Peygamber’in bütün gündemi neredeyse onunla ilgili bir hale gelmiştir. Bu bağlamda onun Kur’ân’la ilgili birtakım görevleri bulunmakta idi. Bunlardan ilki, onu insanlara tebliğ etmesi, yani bu ilâhî vahyi onlara iletmesi ve bildirmesidir. Bu doğrultuda Hz. Peygamber’in tebşîr ve inzâr vazifesi, yani “insanları Cennet’le müjdeleme ve oraya girmeye teşvik etme”  ve “Cehennem azabı hakkında uyarma ve onları oraya girmekten uzaklaştırmaya çalışma” görevleri, onun hayatının en önemli konusu haline gelmiştir.

Hz. Peygamber’in Kur’ân’la ilgili ikinci görevi de, onu insanlara beyân etmesi, yani açıklaması ve tefsir etmesidir:

“… İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için sana bu Kur’an’ı indirdik…” (Nahl 16/44)

Buna binaen Hz. Peygamber, bütün hayatı boyunca hem Kur’ân’ı bizzat yaşayarak, hem de zaman zaman bazı sözlü açıklamalarda bulunmak suretiyle onu tefsir etmiştir.

Aslında Hz. Peygamber’in namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetlerle ilgili bütün uygulamaları ve toplumsal hayatla ilgili ortaya koyduğu ahlâkî ve hukûkî prensiplerin tümü, onun tarafından yapılan Kur’ân’ın bir tefsiri olarak değerlendirilebilir. Zira Ahzâb 33/21 ayetinde de, mü’minler için onda bir örnek/nümûne-i imtisâl bulunduğu; yani onun bütün mü’minler için somut ve güzel bir örnek (üsve-i hasene) olduğu ifade edilmektedir.

Hz. Peygamber’in ahlâkının nasıl olduğunu kendisine soranlara, Hz. Âişe’nin verdiği “Siz Kur’ân okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur’ân idi.”[1] cevabı da, onun bir anlamda Yaşayan Kur’ân olduğunu ifade etmektedir. Bu yazıda, Hz. Peygamber’in fiilî sünnetlerinden ve tefsirlerinden ziyade, onun Kur’ân ayetleriyle ilgili sözlü olarak yapmış olduğu bazı tefsir/açıklama örnekleri üzerinde durulacaktır.

Bir gün Hz. Peygamber’e, “Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere (Cennet’e) sokarız.” (Nisâ 4/31) gibi ayetlerde belirtilen “büyük günahlar”ın neler olduğu sorulmuştur. O da cevaben: “Büyük günahlar: 1. Allah’a şirk koşmak, 2. Adam öldürmek, 3. Ana-babaya âsî olmak, 4. Yalan söylemek ve 5. Yalancı şahitlikte bulunmaktır.” buyurmuştur.[2]

Nitekim Hz. Peygamber, özellikle yalanın ne kadar büyük bir günah olduğunu belirtmek için, “Necis putlardan ve yalan söylemekten sakının!” (Hacc 22/30) ayetini okumuş ve ayetle ilgili şöyle buyurmuştur: “(Bu ayette) yalan söylemek, Allah’a şirk koşmakla denk tutulmuştur.”[3]

Hz. Peygamber’in Kur’ân’ı tefsir etmesinin bir diğer örneği de şu şekildedir:  “İşlemiş oldukları günahlar, kalplerini paslandırmıştır” ayetiyle ilgili olarak Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kul bir günah işlediği zaman, kalbine siyah bir nokta konulur. Tevbe ederse, bu nokta kaldırılır ve kalbi cilalanır. Kul tekrar günaha dönerse, kalbine tekrar bir nokta konulur. Nitekim Yüce Allah’ın “İşlemiş oldukları günahlar, kalplerini paslandırmıştır” (Mutaffifîn 83/14) ayetinde bahsettiği kalbin pas tutması budur.”[4]

Konuyla ilgili hadis kitaplarında geçen bir diğer örnek de şu şekildedir: Safvân b. Assâl (ra) anlatıyor: “İki Yahudi konuşuyorlardı, biri arkadaşına: “Gel seninle şu Peygamber (sav)’e gidelim ve bir şeyler soralım” dedi. Arkadaşı: “Ona peygamber deme!” diye müdahale edip ekledi: “Şayet o, kendisinden “peygamber” diye bahsettiğini duyacak olursa sevincinden gözleri parlar.”

Bu Yahudiler beraberce gidip imtihan niyetiyle Rasûlullah (sav)’a “Biz Hz. Musa’ya dokuz ayet verdik…” (İsrâ 17/101) ayetinde bahsedilen “dokuz açık ayet”in ne olduğunu sordular. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) onlara bu dokuz ayeti şu şekilde saymıştır: “1. Allah’a hiç bir şeyi ortak kılmayın. 2. Hırsızlık yapmayın. 3. Zinadan kaçının. 4. Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın, 5. Masum kişiyi öldürtmek için sultana gammazlamayın. 6. Sihir yapmayın, 7. Faiz yemeyin. 8. Günahsız kadına zina iftirası atmayın (veya: savaş sırasında cepheyi bırakıp kaçmayın). 9. Ey yahudiler, bilhassa sizin için söylüyorum, cumartesi günü yasağını ihlâl etmeyin.”

Devamında bu hadisin ravisi Safvân der ki: “Bu cevap üzerine Yahudiler, Rasûlullah (sav)’ın el ve ayaklarını öptüler ve: “Şehâdet ederiz ki, sen peygambersin” dediler. Yine Safvân diyor ki: Rasûlullah (sav) onlara: “Öyleyse niye bana uymuyorsunuz?” diye sordu. Onlar: “Davud (as), neslinden peygamber kesilmesin diye dua etti. Biz, sana uyduğumuz takdirde yahudilerin bizi öldürmesinden korkuyoruz” cevabını verdiler.”[5]

Görüldüğü gibi Hz. Peygamber’in sıraladığı bu prensipler, Hz. Musa’ya verilen “On Emir”le genel itibariyle örtüşmektedir.[6] Buradan hareketle Hz. Peygamber’in bekledikleri “Âhir Zaman Peygamberi” olduğunu anlayan yahudiler, sırf kavimlerinden korktukları için ona iman etmemişlerdir.

Hz. Peygamber, Kur’ân’da yer alan “Gaybın anahtarları Allah katındadır ve onları yalnızca O bilir…” (En’âm 6/59) ayetindeki “gaybın anahtarları” ifadesinin anlamını, bir başka ayetle açıklamıştır. Hz. Peygamber, “Gaybın anahtarları beş tanedir; bunları Allah’tan başka hiç kimse bilemez.” buyurmuş ve insanların bilemeyeceği beş şeyi peş peşe sıralayan “Kıyametin Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek Allah’a mahsustur. Yağmuru O yağdırır. Rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını/başına ne geleceğini bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini bilemez.” (Lokman 31/34) ayetini okumuştur.[7] Görüldüğü gibi burada Hz. Peygamber, bir ayeti diğer bir ayetle tefsir etmiştir.

Yine Hz. Peygamber “… Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın! …” (En’âm 6/151) şeklindeki ayetin açıklaması olarak şöyle buyurmuştur: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah’ın Rasûlü olduğuma iman eden hiçbir müslümanın kanı helal değildir. Ancak ve ancak şu üç şeyi yapan kişinin kanı helal olur: 1. Adam öldürmek (kısas), 2. Evli birisinin zina etmesi, 3. Dinden çıkıp müslüman toplumundan ayrılmak (irtidâd).”[8]

Bazen de Hz. Peygamber, Kur’ân’la ilgili insanların aklına takılan bazı müşkilleri de çözüme kavuşturmuştur. Buna şöyle bir örnek verilebilir: Muğîre b. Şu’be (ra) anlatıyor: “Ben, Necrân’a gelince bana sordular: “Sizler şu ayeti okuyorsunuz: “Ey Harun’un kızkardeşi: Baban kötü bir kimse değildi…” (Meryem 19/28). Halbuki Hz. Musa (as), Hz. İsa (as)’dan yüzlerce yıl önce yaşamıştır. (Nasıl olur da Hz. İsa’nın annesi olan Hz. Meryem, Hz. Musa’nın erkek kardeşi olan Hz. Harun’un kızkardeşi olur?!)”

Hadisin ravisi Muğîre devamında diyor ki: “Ben Medine’ye Rasûlullah (sav)’ın yanına gelince, bu meseleyi ona sordum; o da şu cevabı verdi: “Onlar, kendilerinden önce yaşamış olan peygamberlerinin ve salih kişilerin isimleriyle çocuklarını isimlendiriyorlardı.”[9] Buna göre Hz. Peygamber, “Burada Kur’ân’ın tarihi bir konuda yanlış bir bilgi vermesi söz konusu değildir. Hz. Meryem’in de, Hz. Musa’nın kardeşi Hz. Harun’un ismini almış olan bir erkek kardeşi olabilir.” demek istemektedir.

Yine Hz. Peygamber, “Allah kimi doğru yola ulaştırmak isterse, onun kalbini İslâm’a açar…” (En’âm 6/125) ayetiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Nur (iman nuru) kalbe girdiği zaman kalp genişler ve açılır.” Bunun üzerine sahâbeden bazıları sordu ki: “Ya Rasûlallâh, bunun bir alâmeti var mıdır?” Hz. Peygamber de cevaben “Evet, bunun alâmeti, ebediyet yurduna, âhirete yönelmek, aldanma yurdundan, dünya meşgalelerinden uzaklaşmak ve ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanmaktır.” buyurmuştur.[10]

Sonuç olarak Hz. Peygamber, gerek Kur’ân’ı bizzat yaşayarak, gerekse yukarıda örnekleri görüldüğü gibi onun lüzumlu yerlerini sözlü olarak açıklayarak tefsir etmiş; ümmetine, bu kutsal mesaja uygun bir hayat sürmelerini emretmiştir.[11]

Kaynakça

[1]    Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 139.

[2]    Müslim, İman, 144.

[3]    Tirmizî, Şehâdât, 3 (2300).

[4]    Tirmizî, Tefsîr, 75 (3334).

[5]    Tirmizî, İsti’zân, 33, (2734), Tefsîr, Benû İsrâîl (18) (3144); Nesâî, Tahrîm 18, (7, 111); İbn Mâce, Edeb 16, (3705).

[6]    Karş: Mısır’dan Çıkış, 20:1-17; Yasanın Tekrarı, 5:6-21.

[7]    Buhârî, Tefsîr, Lokmân 2, En’âm l, İstisk’a, 29.

[8]    Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25.

[9]    Müslim, Âdâb, 9 (2135); Tirmizî, Tefsir, Meryem (20) (3155).

[10]   Taberî, İbn Kesîr, ilgili ayetin tefsirleri.

[11]   Hz. Peygamber’in Kur’ân’ı tefsir etmesiyle ilgili geniş bilgi için, Buhârî, Müslim ve Tirmizî gibi bazı hadis kitaplarının Kitâbu’t-Tefsîr bölümlerine bakılabilir. Ayrıca Prof. Dr. Suat Yıldırım hocamız da bu bölümlerden hareketle iki ciltlik kapsamlı bir çalışma ortaya koymuştur. Bkz: Suat Yıldırım, Peygamberimizin Kur’ân’ı Tefsiri, I-II, Yeni Akademi Y., İstanbul, 2006.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

4 × three =

*